4 Şubat 2016 Perşembe

Bir fıkra...

Rize'nin Potomya'sından Recep, Kayserinin Norşin'inden Abdullah, Diyarbakır'ın Amed'inden Selahattin ve  İranlı sarraf Rıza aynı gün ölmüşler. Arşa yükselip, sorgu meleklerinin olduğu kata gelmişler. Sorgu melekleri günah ve sevaplarını inceledikten sonra dördününde cehenneme gitmesine karar vermişler. Bir melek, dördünüde  cehennemin kapısındaki zebaniye teslim etmiş. Aradan 10 dakika geçmiş, geçmemiş; İranlı Rıza meleklerin bulunduğu yere gelmiş. Melekler merakla neden geldiğini sormuşlar. Rıza:
- Zebaniye yanımda getirdiğim bir ayakkabı kutusu altın verdim. Beni cennete yolladı, demiş.
Melekler bu sefer;
-Diğerleri ne yapıyor? diye sormuşlar. Rıza:
-Valla ben çıkarken; Recep ''Ben halkın iradesi ile seçildim. Cennete gidip gitmeyeceğim hususunda referandum yapılsın diyordu. Abdullah ''1 çeyrek altına olmaz mı? diye pazarlık yapıyordu. Selahattin de ''Bana ne ben vermem, TeCe versin'' diye tepinip duruyordu.



Feleğe sordum:

-Bir geceni çalabilir miyiz?
-Ben sizin bir ömrünüzü çaldım, bir gecenin sözü mü olur, abi? dedi.

Karşılıklı çaldık...söyledik...




28 Ocak 2016 Perşembe

''Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), üniversite diplomalarını mercek altına aldı. Bakanlık, YÖK’ün 25 Kasım’da diploma sahteciliğinin önüne geçmek için kurduğu ve bakanlıklara imzalanan protokollerle sorgulama hizmeti verdiği “Mezun Sorgulama ve Doğrulama Sistemi”nden yararlanmak üzere kurula başvurdu. YÖK, MEB’in merkez ve taşra teşkilatında muhtelif kadrolarda görevli yaklaşık bir milyon 30 bin personelinin yüksekokul, lisans, yüksek lisans ve doktora diploma bilgilerini incelemeye başladı.'' (Gazete haberlerinden)

&

Aklıma, 1982 yılında kurulan Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden, 1981 yılında mezun olan zat ile, konumuzla ilgisi olmayan bir fıkra geldi.


Sarayın önünden günlük satıcılar bağırarak geçiyormuş. Padişah, buna çok kızmış;
-Her im, sarayın önünden bağıra-çağıra geçe,  sattığı malın bir numunesi makatına duhul edile. Diye buyurmuş. Fermanı alan bostancı başı ve şürekası, tebdil giyinip sarayın çevresinde tertip almışlar. Elmacı geçiyormuş, bir taraftan yüksek sesle bağırıyormuş;

-'Elmacı, elmacı geldi!' diye. Hemen derdest edilip, fermanın gereğini icra eylemişler. Arkasından patlıcancı geçmiş.
-'Patlıcan geldi, patlıcancı geldi' diye. onuda alıp, gereğini yapmışlar. Bir müddet sonra, erikçi geçmiş. 
-'Erikçi geldi , güzel eriklerim var' diye bağırarak. Tabi yakalanmış. Ferman gereği yapılacak ama adam gülmekten yerinde duramıyor. Bostancı başı gürleyerek;
-Bre zındık, ne zenne gibi kıvırtır, gülersin?
Adam gülmekten gözleri yaşlı bir şekilde;
-Arkadan karpuzcu geliyoo...